
Her yeni güne okuyarak başladığım Radikal Gazetesi
ne zaman ki internet sitesini değiştirdi o zaman benim
nazarımdaki yerinde de hafiften değişimler başladı.
Teknik olarak baktığımda eski web sitesinden daha
kullanışlı olduğu açık. 5 sutunlu bir yapıyı bu
kadar yerli yerinde sunmak herkesin yapabileceği birşey
değildir. Bu açıdan incelersem siteyi çok
küçük kusurlar bulabilirdim ve bu ufak
kusurlar da benim gözümdeki yerinden
hiç birşey değiştirmezdi.
Ancak, her sabah ısrarla aldığım, ofise girdiğimde
sayfasını açtığım, "radikal" olduğu
için okuduğum gazetem bana adeta
Hürriyet-Milliyet kardeşlerin web sayfasındaymışım
gibi hissettirmeye başladı.
Radikal'in en kısa sürede "BİLMEM KİMİN
FOTOGRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ"
mantalitesinden uzaklaşmasını diliyorum. Neyseki yazar
sayfalarındaki yalınlık ve güzellik beni teselli
ediyor.
Günün en verimli haberi bir çok
internet "haber" sitesinin baş sayfalarında
yer aldığı üzere MSN üzerinde
"rahip" kelimesinin karşı tarafa iletilemiyor
oluşuydu. Hepimizin kullandığı iletişim aracı MSN
üzerinde içinde rahip geçen
cümleler kurmamız engellenmiş.
Sebebi ne olabilir peki bunun?
İletilemeyen başka hangi kelimeler var diye
karşımızdakine bi ton küfür yazıp
göndermemizi bir yana bırakıyorum, rahip
kelimesine benzer kelimeleri (misal papaz, imam..)
kullanabiliyoruz. MSN bize ne demeye çalışıyor
olabilir? Rahip muhabbeti yapamadığını öğrenen bu
insanların aklına bunu sokmak değil de nedir bu?
Son olarak rahipleri sevelim ama MSNde arkalarından
konuşmayalım. Herhangi bir rahip arkadaşla husumeti
olanlar lütfen gitsin yüzüne
söylesin.
Evrim..
Hastasıyız. Hem canavarlar, hem mutanlar, hem de her
geçen gün yeni özelliklerini
keşfettiğim yeni canlı türleri geliştiriyor, insan
başlığı altında. İlginç olan, aslında kendi
sonunu hazırladığı.
Heroes'un 2. sezonunu geçen sezondan daha az bir
heyecanla izlemeyi sürdürüyorum.
Geçen sezonda NewYork'un patlamasını ve
milyonlarca insanın ölmesini durdurabilmişler,
"kahramanlar" olmuşlardı. Üstelik
geleceği resmedebilen ve çizdiği bütün
tablolar gerçek olan Isaac Mendez patlamayı da
resmettiği halde.
Bu noktada sevgili Hiro'nun birinci sezonda aşık olduğu
bir kızı kurtarmak için geçmişe gittiği
bölüm geliyor aklıma. Hiro kızın
çalıştığı yere gidip kızın katillerce
öldürülmesini, onu o anda orada kurtarak
engellemişti. Fakat bu defa kızcağız beyin
tümöründen ölmüştü. Hiro
kaç defa kızı kurtardıysa da,
"kader"in, yani o insanın ölme
gerçeğinin önüne
geçememişti. Peki. Bu sezonda ise, Hiro'nun
babası Kaito Nakamura, intikam almak için şirket
kurucularını teker teker öldüren Adam
tarafından, binanın üst katından itilerek
öldürülüyor. Hiro yine
hüzünle o zamana dönüyor ve babayı
kurtarmak istiyor. Baba, oğluyla yaptığı anlamlı
konuşmanın sonunda eğer ölme zamanı
geldiyse ölmesi gerekir düsturundan
ölümüne engel olmamasını istiyor ve Hiro
babayı ölüm zamanına geri
götürüp ölmesine müdahale
etmiyor. Bu da peki.
devamı >
Hatırlarsanız bir zamanlar meşhur olmak için bir takım
ablalar şov tivilerde orda burda çıkarlardı
soyunurlardı. Cumhurbaşkanına kadar arz-ı endam
etmişler zamanla da yok olup gitmişlerdir. Bir
çoğumuzun hala hafızalarında yer etmiştir bu
kareler.
Az gittik uz gittik gördük ki ekranları başında bizler
izlerken onları abiler ablalar saç saça baş başa
birbirlerine girmeye başladılar ve böylesine bir
şöhretler güruhu mantarlar gibi çoğaldılar.
Sevgilisini aldatanlar, orasını burasını açanlar derken
bir de baktık ki popüler kültürün yeni sevgilileri
biraz entellektüelleşti. Ampul akımından yükledikleri
voltajları ve yaklaşmayın çarparım güçleri ile
cumhuriyete atıp tutarak, milliyetçiliği yererek,
Atatürk'le hesaplaşmaya giderek kendilerine köşe
kaptıklarını izliyoruz.
Vahdettin'in yöntemleri, Adnan Menderes özentileri ile
bana dokunan yılanı ezerim bakışları atan ampulcülerden
ödü patlayan mütareke basını ne yazık ki bu çenesi
düşük takkesizlere her köşeyi açmış durumdalar.
Ben kendilerine sağlık mutluluk ve esenlik dilerken
reytinginiz bol olsun, köşelere gelesiniz diyorum.
Yesin sizi Mehmet Altan'lar, Murat Belge'ler, Fehmi
Koru'lar....
zeytinburnu'ndaki bıçkın mahallelilerin tavrı
gibi net ve keskin: faça! italyanca faccia
(yüz) sözcüğünden gelen bu tabir
sanki kesik ya da başka bir yara anlamına geliyormuş
gibi kullanılsa da "façanı bozarım"
aslında "suratını dağıtırım" demekten
çok da farklı diil(di). ne zaman biri
faça dese, bella italia'ya oturdum nastro azzuro
içerken caprese yiyorum sanıyorum kendimi (oh
öyle hıncal uluç'um ki).
gel gelelim artık nastro azzuro içmek
için birinin faça/faccia demesine ya da
eşe dosta pide olsun pizza olsun bişey ikram etmek
için bella italia veya aspava'ya oturmaya gerek
yok: zira faccia sözcüğü yepisyenisinden
bi anlam kazandı: evet evet, yüzlerce
yüzün içinde toplaştığı kitap olarak
bir sitemiz var: facebook! harvard'dan atılma
genç bi adamın marifetiyle anaokulundayken
gözünüze kum atıp kaçan
çocuktan eski mahalledeki fingirdek yengeye
kadar herkesi bulabiliyoruz; tanıdıklarımızı eklemekle
kalmıyor onların tanıdıklarıyla da hasbihal ediyor ve
sosyalleşme katsayımıza kantitatif değerler ekliyoruz
(kalitatif analiz diye bi kitap gördüm ben
bugün, beni benden aldı, bambaşka vizyonlar
kazandırdı gönül gözüme). şahsen
beni pek çok arkadaşıma kavuşturduğu, en azından
neler yaptıklarından haberdar ettiği ve yeniden
görüşme olanağı sağladığı için
facebook'tan pek memnunum; daha da ötesi farkına
geç vardığım ancak meraksal gıdıları tetikleyen
ve özniteliksel içbenlik yaklaşımlarını
izdüşümsel kovaladığım travertenler
ördü bana (röah!). (evet evet sana
yazdım burayı).
facebook'un tek faydası sosyalleşme diil elbette,
sosyalleşemeyen veya sosyalleşmenin dibine vurup bundan
sıkılan kişiler için de
börtü-böcek-ev
hayvanı-bulmaca-test-quiz-anket-ne idüğü
belirsiz aygıt ve devinimler geliştirmiş arkadaşlar, ki
bunların beni en çok eğlendirenleri arasında
fluff friends ve doodle yer alıyor: ne olduklarını
bilmeyenlerin acilen gidip bakmasında fayda var,
bakmamak konusunda direnenler ise daha evvelden bakmış
ve beğenmiş olanlara sorsunlar. beğenmemiş olanlara
sormanın hiçbir mantığı yok
çünkü bunlar katılım konusundaki
direncinizi kırmak yerine pekiştirecek ve pek
çok teknolojik gelişime sonradan dahil olan ya
da salt popüler olduğu için sofi'nin
dünyası'nı okumayı reddeden kitleye dahil olmaya
devam etmenize sebep olacaklardır.
ziyadesiyle uzamış bulunan bu yazının reklam niteliği
taşıdığını düşünenleriniz de olabilir tabii
ki, ben bilmez miyim kitlemi.! hemen onları da
düşündüm (bi anne şefkatiylen
yaklaştığım şu dakikanın kıymetini biliniz, her zaman
böyle yakalayamazsınız wykka'yı) ve daha evvelden
facebook'a lanet yağdırmış olan pek canciğer arkadaşım
vudu hanım'ın linkini vermeyi uygun buldum: bu da tam size göre. burda bi
yerlerde de bi killer ending lazım aslında ama şu an te
amo cuando bailas dinleyen bi kimseyim ve gayet
dikkatim dağıldı - divantare membro del faccialibro
diyor ve kaciyorum. si yu.
Başlıkta hata yok , wordpress.com un
kapatılmadığını sadece mahkeme kararı ile siteye
erişimin engellendiğini biliyorum, başlıkta bu şekilde
kullanmamın nedeni de ikisi arasındaki ciddi farka
dikkat çekmek zaten. Şimdi şöyle
düşünelim, bir yer var ve kanunlara
göre bu bölgenin kamu sağlığına zararlı
olduğu tespit edilmiş, mantıken ne yapılması
gerekir; bu yerin kapatılması değil mi ? Ama biz bunu
yapamıyoruz çünkü kapatmamız gereken
yer bizim yetkimizin dışında. Bu durumda bari buraya
giden yolları keselim ki insanlar oraya ulaşamasın
diyoruz. Tabi DNS asresini değiştirmek gibi alternatif
yollar bulanlar için burası yine açık
olacak ama olsun mevzu ayda 12 milyon Türk
tarafından ziyaret edilen sitenin gözünü
biraz korkutmak.
Bu sansür vakaları internet alemimiz için
pek de yabancı sayılmaz. Daha önce Ekşi
Sözlük ve Youtube de kapatılmıştı , ama
wordpress.comu diğerlerinden ayıran ciddi bir
özellik var , o da wordpress in kendi başına bir
içerik sitesi olmaması. Wordpress.com kendi
başına sadece site ile aynı isimdeki blog yazılımını
dağıtan yer , erişimi engellenen ise bu site altından
yayına yapan blogların tamamı , yani etrafımızdaki
insanlar, amcalarımız teyzelerimiz okul arkadaşlarımız,
kendi görüşlerini bloglarında anlatan sıradan
insanlar; bizler.
Yani yapılan toplumun üretiği
içeriğe ulaşmak için toplumun kendisine
sansür konulması.
devamı >
Bundan seneler seneler önce, (kaç tane seneler oldu
hatırlayamadım) youth marketing daha Türkiye
semalarında "iki tane kızı giydirelim, dolaşsın
sokakta" sığlığında iken kurulmuş ReklamGiy'in bir
dergi reklamı vardı...
Böyle yaşlı kelli felli amcalar, oturmuşlar bir masanın
başına, "gençlik bizim işimiz" diyorlar.
Gençliği, gençliğe bırakın lütfen, bırakın gençlik o
anki trendlere göre reklamlamasını kendisi yapsın.
ay, ne diyordum.
Bu yazı Web 2.0'ı büyük büyük butonlar ve parlak yıldız
içindeki "beta" yazısından ibaret gören pazarlama
iletişimi Gurularına (ay fosillerine mi demeliydim)
hayatı internette geçen bir bünyenin cevabıdır.
devamı >
Gün geçmiyor ki internet üzerinde
birşeylerin akımı başlamayagörsün.
Vaktiyle karı kız tavlama aracı olan internet -ki hala
kimi güzide insanlarımız nazarında bu kanı
değişmiş durumda değil- son zamalarda duyarlı yurdum
genci tarafından yazılan yazılarla donatılmış durumda.
Bu duyarlı gençlerimiz herşeye kızmakla
geç kalmıyor , her başarısız olgunun
üzerine atlamayı bir hak görüyorlar
kendilerinde. Lafımız elbetteki iki lafın belini
kırmayı usulüne göre yapanlara değil. Bunu
bir moda akımı haline getiren yurdum gençliği
soluğu her siteye/ bloğa ardı arkası kesilmeyen ahlak
bekçisi tadında yorumlar bırakmaya başlıyor. İşi
çığrından çıkarmak adeta bir görev
onalr için. Ve başarıyorlar da!
Son günlermizin en moda akımı internetteki
"kadın teşhirine son!" başlıklı yazıklar.
Evet internetteki her yere donatılmış kadın
resimlerinin gözümüze
gözümüze sokulmasından çok hoşnut
olmadığımı da söylemeliyim bu noktada. Çok
meraklı değilim açıkcası bir haber okurken alt
tarafta belimiş bir üstsüz yakalanmış
"Tuğba Özay" hanfendiyi görmeye.
Zaten o ve benzeri manzaraları görmek istesem
gireceğim site elbetteki haber sitesi olmayacaktır.
İlkokul çağındaki bir oğlan çocuğu bile
biliyor bunu.
devamı >
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.